Bendeki Hava Dr.DeBakey’de Yoktu!!!

Pandemi idi, yaz tatili idi, inşaatta geldiğimiz son noktalardı derken yazılara iki aya yakın ara verdik. Bu süre içinde bir kişi dışında ne oldu ne bitti de yazıların gerisi gelmedi diye soran olmadı. Hakkını yemeyeyim şimdi Güven ÖZGÜL de sordu: Hocam yazılar gelmez oldu diye. Her ne kadar okuyucularımızın çok da umurunda olmasa da yazmaya devam edelim.

Tıp Fakültesine ilk başladığımda, mezun olacağım altı yılın sonunda, tıp alanındaki tüm ameliyat ve girişimleri yapabilecek yeteneğe sahip olabileceğimi düşünüyordum. Gel gelelim durumun böyle olmadığını anlamam pek uzun sürmedi. Üçüncü sınıfa başlamıştım ama deryalar kadar geniş tıp alanında daha hiçbir şey öğrenmediğimin farkına vardım. Önümde kalan üç yıl içinde başta sandığım yeteneklere sahip bir doktor olmam hiç mümkün görünmüyordu. Oysa hayalimdeki doktor, bu günler televizyon dizisi çekilen ‘’Mucize Doktor’’ dizisindeki başrol oyuncusuna benziyordu. Dizideki doktor bir gün organ nakli yapıyor, diğer gün kalp ameliyatı yapıyor, başka bir bölümde cilt bulgularından bulaşıcı hastalığı tespit ediyor, yolda gördüğü kazaya müdahale edip yol kenarında ameliyat yapıyor. Anlamadığı alan yok adamın. Nerdeyse Covid19 aşısını da bulacaktı ki çekimlere ara verildi.

Bu inançla fakülteye başlayıp, mezun olup, tecrübesiz bir hekim olarak göreve başladığımda, bilgi ve becerilerimin sınırlarını hastalarıma açıklama konusunda cimri davranmıştım. Şimdilerde bilgi ya da becerimin olmadığı konularda, bu konuda size yardımcı olamam, konunun uzmanı ile görüşün demek çok kolayıma geliyor. Ama o ilk yıllarda öyle değildi.

Hekimliğe başlayalı üç buçuk ay olmuş, ilk atandığım yerden bir yolunu bulup imkanları nispeten daha iyi bir sağlık ocağına kapağı atmıştım. Hizmetli personelimiz, tıbbi sekreterimiz, iki ebe hanım, bir hemşire ve bir sağlık memuru ile çalışmaya başlamıştım. İlk günler günde sekiz on hastaya basit muayeneler ve ilaç reçete etmek ile geçti. Bu dönemde ilaçların ticari isimleri ile ilgili eksikliklerimi gidermeye çabalıyor, hizmetlisinden hemşiresine kadar tüm mesai arkadaşlarımdan işin pratiği ile ilgili bir şeyler öğreniyordum. Yalnız tecrübemin olmadığı konularda kimseye bir şey söylemiyordum. Örneğin üniversitede hiç bir doğum anına tanıklık etmemiştim. Nasılsa ebe hanımlar bu işi hallediyordu!

Korktuğumun başıma gelmesi uzun sürmedi. Mesai günü öğle vakti doğum sancıları tutmuş bir hasta geldi. Ebe hanım hemen doğum odasına aldı gebeyi. Ben de odama çekilip dua etmeye başladım: Allah’ım, bu doğum bana ihtiyaç olmadan sorunsuzca gerçekleşsin! Dakikalar geçiyor içerden gebenin feryatları yükseliyor, ebe hanım her defasında sesinin tonunu arttırarak ona talimatlar yağdırıyordu. Gebe ile beraber gelen üç erkek refakatçi de doğum odasının hemen karşısında duvar dibinde tek sıra olmuş, biraz tedirginlik biraz da heyecanla doğumu bekliyorlar. Bir süre sonra ebe hanım odama geldi. Doktor bey ben bu doğumu yaptıramıyorum, siz yaptırın demez mi? O anda ben hiç doğum yaptırmadım diyemedim tabii. Doktor değil miydim, her konuyu herkesten iyi biliyor olmam gerekiyordu! Tamam ebe hanım, siz gebenin yanına geçin ben geliyorum dedim. Bir eldiven istedim ve koridorda eldiveni elime yavaş yavaş geçirmeye başladım. Oldukça ağır hareket ediyordum. Vakit kazanmak istiyordum. Ben odaya geçene kadar bir mucize olur ve bebek dünyaya sağ salim gelir inşallah diye düşünüyordum. Eldiveni elime geçirirken erkek hasta yakınları da beni izliyordu. Yüzlerinde, bu işe doktor el attı, artık sorun kalmaz sevinci ile, gözlerinde kurtar bizi bu dertten diye yalvaran bakışları vardı. O eldiveni elime geçirirken bendeki havayı görmeliydiniz; o hava By-Pass Ameliyatlarını ilk icat eden meşhur Dr.DeBakey’de, ilk ameliyatına girerken yoktur eminim!

İçimden besmeleler çekerek girdiğim doğum odasında ilk aklıma gelen biz okulda staj yaparken doğumhaneden gelen doktorların bağırış sesleri oldu. Ben de bağırarak odaya girdim: Ikınsana be kadın, çocuk senin yüzünden ölecek! Bu sözü söylemem ile birlikte ebe hanım seslendi: Geliyor doktor bey, dirseğinizle karnına biraz bastırın ben gerisini hallederim dedi. Elimdeki eldivenler bile hastaya dokunmadan bebek dünyaya geldi, hem de üç kız çocuğundan sonra bir erkek! Dualarım kabul olmuştu. Hemen dışarı çıktım. Bu arada bebek ağlamaya başladı ki sesi dışarda heyecanla bekleyenlere kadar ulaştı. Odadan bir çıkışım var ki girişimden daha havalı, sanırsınız ki covid aşısını bulmuşum! Elimdeki eldivenleri giydiğim özen ve hava ile gözleri önünde çıkarttım. İkisini birleştirip köşedeki çöp kovasına fırlattım ve yüksek sesle hizmeti personele seslendim: Memetttt, bana bir çayyyy! Çok zor bir işi becermenin verdiği güven ve hava vardı seslenişimde.

Bekleyen hasta yakınları minnetle elimi sıktılar, teşekkürün biri bin para. Gözünüz aydın dedim, erkek! Bölgede erkek çocuk sahibi olmak çok önemli. Üç kızdan sonra erkek olması, hele de benim doğum odasına girmemden sonra doğumun gerçekleşmesi beni hastaların gözünde efsane yapmıştı. Oysa elimi bile sürmemiştim. Demedim tabii elimi sürmedim diye, der miyim?

O günden birkaç gün sonra ebe hanımı odama çağırdım. Durumu anlattım, ben bu işi hiç yapmadım, doğum konusunda hiç tecrübem yok size söyleyemedim dedim. Bir daha böyle durumlarda beni çağırmayın diye tembihledim. O da anlayışla karşıladı. O günden sonra da doğuma çağıran olmadı şükür.

228 total views, 1 views today

“Bendeki Hava Dr.DeBakey’de Yoktu!!!” üzerine 4 yorum.

  1. İyi ki varsın Dr.Uğur Bey. Vazifenizde başarılar dilerim. Ayrıca Covid 19 pandeminde siz ve tüm sağlık çalışanlarına sağlık ve afiyetler dilerim

  2. Uğur bey çookk güzel bir yazı ve hatıra bizimle paylaştığınız sabah sabah güldürdüğünüz için teşekkürler.İşe motivasyonla başladım.Allahta sizi güldürsün 🙏 Çerkezköyden Memketime ve size Selamlar.

Bir cevap yazın