Çanakkale

Denizli’li Ömer adında bir asker vardı. Çanakkale kahramanlarından Cevat paşa anlatıyor. Cephede dolaşıyorum bir yerde bir asker gördüm, yanına yöneldim, “evladım” dedim. Ayağa kalktı, eliyle gözünü tutuyor, “evladım” dedim. Elini indirince, gözleri yerinde değildi, gözleri yerinden fırlamış. “Evladım gözlerin” deyince, “Gözlerim göreceğini gördü, Ayasofya’da ezanı Muhammediye’yi susturmaya giden, anamın örtüsüne elini uzatmaya giden, găvur zırhlılarının Çanakkale’ye batışını gördü ya, varsın bundan sonra Ömer’in gözleri görmesin komutanım” dedi. Onlar genç yaşta gözlerini verdiler, kolları verdiler. On dokuz yaşında gittiler, on sekiz yaşında sapanla tarlasını sürecek, hem yavrusunun nafakasını kazanacak, hem iffetini koruyacak, on sekizinde dul kadınlar bıraktılar.

Azdınız, ama çoklara galip oldunuz. Allah sizinle beraber olursa, kim sizi yenebilir ki! O imana sahibdi Sultan Alparslan Malazgirt’de giderken. O imana sahibdi Murad-ı Hüdavendigar Kosova’ya giderken. O imana sahibdi Sultan Fatih İstanbul’a giderken. O imana sahibti Seyit Onbaşı Çanakkale’ye giderken. O imana sahib olabilme dileğiyle…

Abdulkadir adında Bilecik istasyonunda görevli bir komutan var. Diyor ki akşam vakti, yağmur yağıyor, uzakta, elinde bir asa beli kambur, ayakta zor duran bir kadın var. Tren kalkmak üzere, emir erime dedim ki, koş bakalım bu kadın neden burada bekliyor. Koşup sorar, kadın derki, şu trenin içinde oğlum evladım Hüseyin var, onu Çanakkale’ye uğurlamaya geldim. Oğlunu çağırsam görmek istermisin der, komutan, sana dua ederim der ana. Hüseyin gelir, ana doğrulur, elini oğlunun omzuna koyar derki: yavrum. Abdulkadir komutan diyor ki, bekliyorum yavrusuna diyecek, yavrum sakın ha, cebhenin önlerinde vuruşma, salimen köye dön, bize sahip çık, bunları söyleyecek, bunları bekliyorum ki, anne yavrusuna dedi ki, baban Dömeke’de, dayın Şıbka’da, beş tane ağabeyin Çanakkale’de şehit oldular. Şimdi seni gönderiyorum. Salimen köye döner, camilerimizin kandilleri söner, ezanı Muhammediler susar, düşman örtümüze, çarşafımıza elini uzatırsa, dokuz ay seni karnında taşıyan ananın sütü sana haram olsun yavrum der. Abdulkadir komutan anne der, demek sizin ailede kimse kalmadı, tamamı şehit oldu, döner Anadolu kadını Abdulkadir komutana derki, değil bizim aileden Söğüt’ün Akgün köyü, tam elli yıldır köy kabristanlığına er kişi defnedemiyor, hebsi çebhede Allah Resul’unün davasını koruyabilmek için şehit oluyorlar. O eski Söğüt, Osmalı’nın doğduğu o iman, fikir, ilim, hareket ocağı. Abdulhamid Han Hazretlerinin muhafız alayına asker aldığı o Söğüt. Çanakkele’ ye o imanla gittiler.

Düşman bunlardan habersiz, onlar sadece kendi gücüne, kendi kuvvetine güveniyor. Hamilton müttefik güçler başkomutanı. Birkaç haftaya Çanakkale’yi geçer, İstanbul’a varırız diye İngiltere’ye telgraf gönderiyor. Azınlıklar İstanbul’da hazırlıklar yapıyor. Ama bilmiyorlar ki, Anadolu’dan, Yemen’den, Kosova’dan, İdlib’den Muhammed Aleyselamın (s.a.s)’in öğrencileri akın akın Çanakkale’ye koşuyor. Diyorlar ki madem Kostantin’ in çocukları, Ayasofya’da ki Ezanı Muhammediye’yi susturmaya geliyor, anamın örtüsüne, anamın çarşafın el uzatmaya geliyor, o zaman bu canı bu bedende, taşımak haramdır bana diyorlardı, öyle gidiyorlardı Çanakkale’ye.

Birde geride vasiyetler bıraktılar:

Zahit teğmen var, eşine gönderdiği vasiyetinde diyor ki! ” Allah nasib etti seni başka şehirden, beni başka şehirden, aynı ailede, aynı nikahta topladı. Sonra kızımız Nadide dünyaya geldi. Çanakkale’de bu hadise zuhur edince, kalktık oradan Çanakkale’ye yürüdük. Ama öyle zannediyorum ki, Çanakkale’den sana şehadet haberim gelecek. Hani evlendiğimizde, mehirden konuşmuştuk, sana mehrini verememiştim. Eğer burada şehit olursam, bana verdikleri madalyayı vasiyetimle sana gönderecekler. Alırsın vasiyetimi, o madalyayı satarsın, üçte biriyle mehrimi alırsın, üçte biriyle köyde bir mevlüt okutursun, geri kalan üçte biriylede kızımız Nadide’yi Hz. Muhammed (s.a.s)’in kızı Fatıma gibi yetiştirirsin. Onun örtüsü, onun hicabı, onun hayasıyla sokaklarda dolaşsın, bu davayı babasından sonra kızım Nadide devam ettirsin ” diye vasiyet etti.

Kimbilir. Yarın Allah azze ve cellenin huzurunda, bu kahramanların sana dair, bana dair belki soru cümleleri olacak. Belki diyecekler ki, size bıraktığımız emanete neden hakkıyla sahib çıkmadınız? Size bıraktığımız vasiyetleri neden hakkıyla yerine getirmediniz? Diyecekler kimbilir.

Bu vesileyle Çanakkale Zaferi’nin 105. yıldönümünü, bize her karışı şehit kanıyla yıkanmış bir vatan emanet eden tüm şehitlerimizi, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahramanlarımızı rahmetle anıyorum. Ruhları şad olsun, mekanları Cennet olsun…

327 total views, 1 views today

Bir cevap yazın