“Güç sarhoşluğu”

​”Her şeyi ben bilirim” diyerek istişare kültürüne inanmayan, “Bin bilsen de bir bilene danış” diyen atalarımızı hiçe sayan kimselerden yönetici olmaz, olamaz, olmamalı.

​Aldığı etiket veya taşıdığı sıfat kendisine kalkan olan ve sadece kendisini muktedir kılan partisine hoş görünerek vakit geçirmek, “Bir dahaki seçimlerde ben yokum” demektir. Bize de “Sen dünyalığını götürdün; öbür tarafta bize değil, ilahi adalete hesap verirsin” demek düşer.

​Bu bir siyaset yazısı değildir; güç sarhoşluğunun belirtileri üzerinde durmak istiyorum.

​Güç sarhoşluğuna yakalandıysanız bunu anlamak zor olacağı için bundan kurtulmak da kolay olmayacaktır. Öncelikle kurtulmak istemek ve bireysel farkındalık oluşturmak için çaba sarf etmek gerekir. Güç; aile içinden siyasete, iş dünyasından spora, sokak çetelerinden sosyal ilişkilere kadar sahip olmak istediğimiz bir etki alanıdır. Gücü elde ettikten sonra ortaya çıkan sarhoşluk ya da zehirlenme sonucu çevresi için zararlı olmaya başlayan bireylerin yaşantısına bakmak gerekir.

​Cambridge Sözlüğü, güç sarhoşluğunu “başka insanlar üzerinde var olduğuna inanılan ve rasyonel olmayan güçlü kontrol duygusu” olarak tanımlıyor. Aynı kavramı, iş hayatında güçlü pozisyonlar elde ettikçe ortaya çıkmaya başlayan davranış bozuklukları bütünü olarak tanımlamak da mümkündür.

​”Kurabiye Canavarı” bu alanda eğlenceli bir deneydir. Beraber çalışma yapmaları istenen 3 kişiden oluşan öğrenci grubunun içinden bir öğrenci grubu yönetmek ve çalışmaları değerlendirmekle görevlendirildiğinde, masada yer alan 5 kurabiyeden hakkına düşenden daha fazlasını yediği gözlemlenmiştir. Hatta bu yeme esnasında ağızda yemek varken konuşma, kurabiye kırıntılarını etrafa püskürtme gibi uygunsuz davranışları daha fazla gösterdikleri bilinmektedir. Aynı araştırmada, tahmin edeceğiniz gibi, erkeklerin kadınlardan daha uygunsuz davrandığı da gözlemlenmiştir. Erkeklerin kadınlara göre güç sarhoşluğuna yakalanma eğiliminin daha yüksek olduğunu söylemek mümkündür.

​Birbiriyle arkadaş olan iki öğrenci grubundan birinin gücü ele geçirdiğinde diğer grup üzerinde ne kadar acımasız bir hükümranlık kurabildiğini gösteren “Stanford Hapishanesi Deneyi” bu alandaki en bilinen örnektir.

​Servet ve unvanların da kişiler üzerinde olumsuz etkiler yaptığını biliyoruz. UC Irvine Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre, orta sınıf araç kullanan sürücüler yaya haklarına daha fazla dikkat ederken lüks araç kullanan sürücüler yaya hakları konusunda daha umursamaz davranıyor. Ülkemizde emniyet şeridi ihlallerinin ağırlıklı olarak lüks araçlar tarafından ve eğitimsiz, kolay yoldan para kazanan kişilerce yapıldığına her gün tanık oluyoruz. 27 ülkede yapılan bir araştırma, varlıklı kişilerin etik olmayan davranışlara, rüşvete ve vergi kaçırma girişimlerine daha fazla eğilimli olduğunu gösteriyor.

​Yukarıda bahsettiğimiz araştırmaların çoğunda kollarını sıvamış olan akademisyen Dacher Keltner, bu durumu “güç paradoksu” olarak adlandırıyor. Siyaset alanında, spor kulüplerinde, akademik dünyada ve iş hayatında uzun yıllara dayanan gözlemleriyle şu sonuca varıyor: Güçlü ve iyi özellikleri ile bir pozisyona gelen bireyler, elde ettikleri güç arttıkça kötü davranışlar sergilemeye başlıyor. Güç, bu insanların itibarlarını olumlu bir şekilde yönetmeleri için gerekli olan motivasyonu düşürdüğünden başarı, genellikle istenmeyen kişilik özelliklerini güçlendiriyor. Ne kadar güç ve etkiye sahipsek diğer insanları memnun etmekle ve karanlık yanımızı kontrol altında tutmakla o kadar az ilgilenmeye başlıyoruz.

​Psikoloji alanında “Hubris sendromu” olarak da bilinen bu davranış modeli; gücün belirli bir oranı aşması dolayısıyla güç zehirlenmesi yaşayan ve aşırı kibre kapılan yöneticilerde görülen “kibir sendromu” olarak adlandırılır.

Peki, güç sarhoşluğunun belirtileri nelerdir?

Gereksiz risklere açık olma: Araştırmalar; bu kişiliklerin bilgi saklama, kumarda rasyonel olmayan riskler alma, trafik kazalarına daha açık olma, kendilerine zarar verebilecek bilgiyi gizleme ve korunmasız seks yapma gibi eğilimlerinin daha baskın olduğunu gösteriyor.

Başkaları tarafından nasıl görüldüğüne dair düşük farkındalık: Başkalarından geri bildirim alma yerine kendilerini onaylayan kişilerle çalışma eğilimi gösterirler. Böylelikle var olan düşük farkındalığın üzerine keyifli olmayan doğruları duyma isteğinin de azalmasıyla kişinin çevresi sadece “Kral çıplak!” demeyenlerle dolmaya başlar. Yanlış kararları destekleyen bir toplu intihar sürecine son sürat gidiş başlar.

Genel kuralların kendileri için geçerli olmadığına dair inanış: Daha önce örneğini verdiğimiz lüks araç kullanıcıları bu durumun somut bir örneğidir.

Başkalarının görüşlerini önemsememe: Kişinin güç algısı arttıkça öz güveni ve kendi görüşlerinin doğru olduğuna dair inancı da artar. Risk alma eğilimi yüksek olan bireyin kendi görüşlerine olan inancının artması sonucu hayati derecede yanlış kararlar alma eğilimi yükselir. Bu da şirketler ve topluluklar için yıkıcı sonuçlar doğurabilir.

Dinlememe eğilimi: Sarhoşluğa yakalanmış bireylerin diğer kişilerden daha akıllı olduklarını ve onlardan öğrenecek bir şeyleri bulunmadığını düşünmeleri, dinleme becerilerini olumsuz etkiler. Araştırmalar, iş hayatının üst basamaklarında yer alan kişilerin alt basamaklardakilere kıyasla 3 kat fazla söz kestiklerini, toplantılarda başka işlerle meşgul olduklarını, seslerini nazik olmayan şekilde yükselttiklerini ve saldırgan ifadeler kullandıklarını gösteriyor. 2000 yılında ünlü video kiralama şirketi Blockbuster’ın aşırı kendine güvenen yönetiminin Netflix’i 50 milyon dolara satın almaması bu durumun çarpıcı bir örneğidir. Netflix’in bugünkü piyasa değerinin 242 milyar dolar olduğunu da belirtelim.

Bencil ve kendisiyle dolu olma: UC Berkeley psikoloji profesörü Serena Chen, yapı itibarıyla bencil insanların güç elde ettikçe daha da bencilleştiklerini söylüyor. Bu da Kurabiye Canavarı deneyini doğrulayan başka bir bulgudur.

Bireyler bu sarhoşluktan kurtulmak için ne yapmalı?

​Güç sarhoşluğuna yakalandıysanız bunu anlamak zor olacağı için bundan kurtulmak da kolay olmayacaktır. Öncelikle kurtulmak istemek ve bireysel farkındalık önemlidir.

​Kişisel farkındalığınızı artıracak çalışmalara katılın. İş dünyasının ünlü isimlerinin mindfulness, meditasyon ve sakinleşme çalışmalarını sıklıkla kullandığını biliyoruz.

​Ayaklarınızı yere basmayı sağlayacak günlük aktiviteler işe yarayabilir. Çalışan yemekhanesinde yemek yemek, toplu taşıma kullanmak veya açık ofis düzenine geçmek somut yaklaşımlar olabilir.

​Çevrenizde “Kral çıplak!” diyen insanları barındırmak, sıklıkla geri bildirim almak ve bu geri bildirimlerin kör noktalarınızı açığa çıkarmasını sağlamak farkındalığınızı artıracaktır.

​Size sıklıkla iltifat eden, tüm fikirlerinizi onaylayan, düşüncelerinize eleştirel bakmayan kişileri çevrenizden uzaklaştırın.

​İnsanlara minnettarlığınızı daha fazla dile getirin.

​Arada sırada tebdil-i kıyafet ile gezin.

​Toplantılarınıza şirkete yeni katılmış, deneyimsiz kişileri dâhil edin. Şirket kültürünün yıkıcı etkilerine henüz maruz kalmamış gençlerle daha fazla mesai yapın.

​Size problem getiren kişileri çözüm odaklı olmaya zorlamak için acele etmeyin. Eğer yöneticiyseniz iş hayatında “Bana problemle değil, çözümle gel” yaklaşımının pek çok kişi tarafından itici bulunduğunu unutmayın.

Güç sarhoşluğunun yıkıcı etkilerinden korunmak isteyen şirketler ne yapmalı?

​Niccolò Machiavelli’nin Hükümdar eserinde dile getirdiği “Sevilen yönetici olmaktansa korkulan yönetici olmak yeğdir” anlayışını düstur edinmiş yöneticilerle yollarınızı tez zamanda ayırın.

​Bu yöneticileriniz gözden çıkarılamayacak kadar değerliyse geri bildirimlerle doğru davranışları sergilemelerini sağlayın. “Çalışanlar şirketleri değil, yöneticileri terk eder” önermesini ciddiye alın.

​Organizasyonunuzu mümkün olduğunca yatay hâle getirmek işe yarayacaktır.

​Yöneticilerinizin liderlik vasıflarını ve iş yetkinliklerini geliştirmek için onları eğitimlerle destekleyin.

​Gücün kötüye kullanımını engelleyecek denge-kontrol sistemleri kurun. Gücün dağıtıldığı ve tek bir kişinin elinde toplanmadığı sistemleri ve süreçleri destekleyin.

​Katılımcı ve şeffaf karar alma sistemlerinin kurulmasını teşvik edin.

​Mütevazı liderlik, kapsayıcı liderlik, hizmetkâr liderlik ve empatik liderlik gibi çağdaş liderlik modellerini şirketinizin kültürüne aşılayın.

​Abraham Lincoln’ın dediği gibi:

​”Bir kişinin karakterini test etmek isterseniz ona güç verin.”

​Ben derim ki bu işin başı gururdur. Bugün her kürsüde her hatibin durmadan tekrarladığı “Gururluyum, gururluyuz” söylemiyle başlıyor kötüye yolculuğumuz. Malum; gurur kendini beğenme, kibir ise kendini başkalarından üstün görme manasına gelir. Gurur kendi üstünlüğü hakkında olan inanç, kibir ise bu kanıyı başkalarına kabul ettirme arzusudur. Gurur içten kaynaklanır ve kendi kendine aşırı saygı gösterilmesidir; kibir ise bu saygıya dışarıdan ulaşma arzusudur.

​Kibirsiz ve gurursuz dostlara selam olsun.

181 total views, 8 views today

Bir cevap yazın