“Pişmanlık ve Düşmanlık”

Karaisalı’da Hasandağı’nın kızdığını düşünün; lav püskürtüp ırmak şeklinde yukarıdan aşağıya yavaş yavaş aktığını… Çakıt Suyu’nun Salbaş’a varmadan geri dönüp ilçenin güneyinden yavaş yavaş yükselerek geldiğini; Üçürge Suyu’nun başını kaldırmış, “Neler oluyor bu güzel beldede? Benim de bir şeyler yapmam gerekiyor!” deyip suyunu şişirdiğini düşünün.

​O da ne? Nergizlik Barajı tüm birikmiş suyunu kuzey taraftan boşaltıyor! Bütün bunları gören Körkün Suyu durur mu hiç? “Ben de varım, hadi bakalım!” diyecek; Karapınar ve Tola Deresi’ne “Haydi, kalkın ayağa!” diye seslenecektir. Düşünebiliyor musunuz?

​Bu düşmanlık, bu pişmanlık ve üstüne üstelik bu hazımsızlık; tüm projeleri ve getireceği başarıyı bir köpük misali yok edecektir. Nedir bu çekişmeler? Nedir bu “küçük olsun, benim olsun”lar? Nedir bu “benden sonra tufan”lar? Nedir bu “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” düşünceleri?

​Hiç kimse sütten çıkmış ak kaşık değil ve ne yazık ki hiç kimse çıktığı sütü ak bırakmıyor. Nedir bu kin ve intikam alma duygusu? Nedir bu egonun tavan yapması? Nedir günümüzü ve geleceğimizi gözden çıkarma, heder etme duygusu be yahu!

​Kafanızı kuma gömdünüz devekuşu gibi; insanların sizi görmediğini sanıyorsunuz, tıpkı sizin kimseyi görmediğiniz gibi. Oysa herkes, herkesi çok iyi görüyor ve biliyor da en sonunda “dilsiz şeytanlığa” razı oluyor.

​Dedelerden, babalardan hiç mi ibret almadık? Hiç mi ders almadık? Hani o “şöyleleri”, hani “falanları”, hani “filanları”… Öyleyse yok etmeyin bu ilçenin geleceğini; yok etmeyin yeni yetişen neslin yaşayacağı zamanları. Rahmetle anılmak istiyorsanız, lütfen…

93 total views, 93 views today

Bir cevap yazın