Yap Hemşire Hanım!!!

Daha önceki yazılarımda bahsettiğim, pek çok anı biriktirdiğim ve elim değmeden bir erkek çocuğun doğumundan sorumlu olduğum(!) sağlık ocağında ilk günüm daha da ilginçti. Tozlu topraklı yolları bulunan, kışın zaman zaman yolları kardan kapanan, fırının, kasabın ve marketin olmadığı, günde tek bir aracın köyden ilçeye indiği köy sağlık ocağından, kağıt paraların üzerinde sıkça resimlerini gördüğümüz Afşin-Elbistan Termik Santralinin bulunduğu kasabadaki sağlık ocağına atanıştım. Yeni yerimde fırın, kasap, manav, çay ocağı, kahvehane, ilkokul, ortaokul, lise, belediye, komando birliği ve postane vardı. Sağlık Ocağı binasının çeşmelerinden su akıyor (!),telefonu çalışıyordu (!). Önünde araç park edecek alanı bile vardı. Bunlar herkes gibi benim için de büyük nimetlerdi. Öğleye doğru bahsettiğim sağlık ocağına ulaştım. Lojmana birkaç parçadan oluşan eşyalarımı yerleştirip arabamı yıkamaya koyuldum. Artık zavallı Renault marka aracım çamurdan kurtulmuştu ve tertemiz olmayı hak ediyordu. Öğle arası olduğu için bir ebe hanım hariç tüm personel yemeğe gitmişti. Sağlık ocağı bahçesinin hemen girişinde işe koyuldum. Kırmız bir binek araç kapıdan hızla içeri girdi. Az ilerdeki sağlık ocağının giriş kapısında durdu. Aracın içinden bir bayan, iki erkeğin yardımı ile zar zor yürüyerek indi. İlk kez bir sağlık ocağında tek hekim olarak bulunuyordum ve gelen hastanın yardım alarak yürüyüşünden durumun biraz sıkıntılı olduğu belliydi. Her an hemşire hanım beni çağıracak stresi ile araba yıkama işine biraz daha sarıldım. Az sonra nöbetçi ebe hanım yanıma geldi ve;
-Doktor bey, hastanın tansiyonu yüksek, ne yapayım?
Ben heyecanla karışık korku içinde düşünürken ebe hanım devam etti:
-Nidilat vereyim mi?
Aslında vermek için sorduğu ilacı daha önce hastanede uzmanların gözetiminde hastalarda kullanmıştım. O anda ilacın ismi aklıma gelivermemişti. Ebe hanım benden tecrübeli diye düşündüm. Soruyorsa ne zaman ve hangi hastaya verileceğini eminim iyi biliyordur!
-Ver ebe hanım dedim. Ebe hanım hızlı adımlarla içeri girdi. Bense arabamı yıkamaya devam ediyorum ve hastanın yanına gitmemek için çok önemli bir işmiş gibi davranıyorum. Biraz sonra ebe hanım tekrar yanıma geldi.
-Tansiyon düşmedi doktor bey, lasiks yapayım mı?
Ebe hanım bu kez direkt ilacın adını vererek sormuştu. Bu ilacı da daha önce kullanmıştım ama teorik olarak bildiğim ilaç pratik kullanımda hemen aklıma gelmemişti. Ben içimden evet ya, okulda bu ilacı da kullanıyorduk, neden hemen aklıma gelmedi diye düşünürken ebe hanım tekrar sordu:
-Yapayım mı?
-Yap ebe hanım.
-Damardan mı yapayım kalçadan mı diye sormaz mı ebe hanım? Adını o an zor hatırladığım ilaç için ebe hanım veriliş yolunu soruyordu. Hızlıca düşündüm ve ebe hanım hangi yoldan diye soruyorsa demek ki bu meret hem kalçadan hem de damar içine yapılan bir ilaçtı diye düşünerek;
-Damardan yapalım hemşire hanım dedim.
Aradan bir süre daha geçince ebe hanım yanıma geldi. Gene bilmediğim neyi soracak diye tedirgin olmuştum ki;
-Hastanın tansiyonu düştü doktor bey, gönderebilir miyim?
-Tabi dedim, gönderebilirsiniz. Bu arada arabamı yıkama işine devam ediyorum.
Biraz önce iki kişinin kolunda sağlık ocağı kapısından giren kadın bu kez kendi başına ve bayağı bir iyi görünüm ile aynı arabaya bindi. Araç çıkış kapısına geldiğinde yanımda durdu. İçerdeki beylerden biri bana doğru camdan kafasını uzatıp;
-Doktor bey, Allah sizden razı olsun. Çok teşekkür ederiz dedi. Ben de;
-Geçmiş olsun güle güle dedim.
Araç gözden uzaklaşır uzaklaşmaz yaptığım işi bırakıp hemen içeriye koştum. Reçete isimli bir kitap vardı. İçini açtım ve tansiyon kısmına baktım. Ebe hanımın sorduğu ilaçları, kullanım yollarını ve dozlarını bir çırpıda ezberledim. O gün bu gündür tansiyonu yükselen hangi hastayı görsem bu anım, acemiliğim ve ebe hanıma verdiğim kendimden emin cevaplarım gelir aklıma. Bir de hastaların ettiği teşekkür.

444 total views, 4 views today

Bir cevap yazın