Pürmüz

Pürmüz nedir? Siz hiç duydunuz mu? Ben pürmüz’ün ne olduğunu 25 yaşında öğrendim. Eminim şimdilerde okuyucularımız arasında bu kelimenin ne olduğunu bilenler vardır ancak Adana gibi sıcak bir yerde yaşayanların hele hele son yıllarda doğalgazlı evlerde yaşam sürenlerin pürmüz’ün ne olduğu hakkında bilgileri olduğunu pek sanmıyorum. Anlatalım o zaman.

Pürmüz kelimesi benim zihnimde 25 yaşına kadar özellikle çam ağaçlarının kurumuş yaprakları ile beraber ormanlık alanlardan toplanan, kamp ateşini kolayca tutuşturmak için kullandığımız bir avuç ince ağaç dalları ile karışık yaprağı ifade ederdi. Gerçek pürmüzün ne olduğunu Afşin gibi soğuk memlekete gidince öğrendim.

Karla karışık yağmurun olduğu bir hafta sonuydu. O hafta sonu için gelen misafirim ile 87 model station (stejin) arabamı kullanarak epey dolaşmıştık Afşin sokaklarında. Akşam olunca aracımı oturduğum apartmanın önüne el frenini de çekerek park ettim. Misafirimi sabah sekiz gibi Elbistan Otogarından yolcu edecektim.

Sabah erkenden kalkıp, hazırlıklarımızı tamamlayarak park halindeki arabama geldik. Aracı çalıştırdım, el frenini indirdim ve vitesi atıp aracın yürümesi için gaza hafifçe dokundum. Aracın ön tekerleri kısa bir tereddütten sonra olduğu yerde patinaj yapmaya başladı. Akşamdan aracın alt takımlarında ve tabii ki fren balatalarında biriken kar ve yağmur suları gece oluşan ayaz ile buz tutmuş. Motorun gücü ile ön balatalar tekerleği bıraktı ama arka tekerlerin balataları fren diskini bırakmıyor. Arabanın yerinden oynadığı yok. Zemin de buzlu. Ne kadar zorlarsam zorlayayım araç bir milim kıpırdamıyor. Bir yandan da yetişmemiz gereken otobüsün saati yaklaşıyor. O otobüs kaçarsa bir daha ki sefer 24 saat sonra. İndim araçtan aracın etrafında çaresizce dolanıyorum.

İşe gitmek için evinden ayrılan komşular tecrübeli olduklarından hemen teşhisi koydular: Balatalar buz tutmuş! Biri ‘’ Pürmüz bulun doktor bey, yakınca hemen çözülür’’ diye akıl verdi. ‘’Nasıl yani, aracın altında ateş mi yakacağız?’’ Diye sorunca da ‘’Evet bir şey olmaz, en iyi çözüm bu’’ dedi. Kafam epey karışmıştı. Benzinli bir aracın altında bir miktar pürmüz (benim sandığım pürümüz) yakınca sorun çözülecek! Denemedim tabii. Zaman hızla daralıyor ve benim sorunum da sürüyordu. Birkaç komşu daha aynı çözümü önerince demek bildikleri bir şey var, yakayım bari bir miktar pürmüz dedim kendi kendime. Ama gel gör ki o karda kışta buzun içinde ben ‘’bir miktar pürmüzü nerden bulacağım? Neyse ki komşunun biri de bunun aklını verdi bana:’’ üçüncü katta filan beylerde pürmüz var doktor bey, onlardan isteyin’’ dedi. İnanmayarak çıktım üçüncü kata. Çaldım komşunun kapısını. ‘’Komşu benim arabanın balataları buz tutmuş. Yakmak için biraz pürmüz alabilir miyim?’’ dedim. Komşunun cevabı epey kafamı karıştırdı:’’ pürmüz var ama doktor bey, tüp bitti bizde!’’. Ben bir miktar pürmüz istemiştim ama kapıya çıkan komşu evde tüp bitti diyor? Kafam iyice karışık halde söylene söylene arabamın yanına indim. Zaten otobüs saati de geçmişti. Havanın iyice ısınmasını beklemekten başka çare yok derken komşulardan biri elinde bir piknik tüpü ile çıktı geldi. Piknik tüpüne bağlı mavi bir hortum ve hortumun ucunda da kısa bir metal boru vardı. Bu ne diye sorduğumda ‘’pürmüüüzzz’’ dedi. Aman Allahım! Benim bir avuç çam yaprağı diye sabahtan beri aradığım şey bir küçük tüp ve ucunda bir metalmiş. Komşunun neden pürmüz var ama tüp yok dediğini şimdi anlamıştım.

Komşum elindeki pürmüzü çakmak ile yaktı. Arabamın jantına doğru alevlerini tuttu. Balataların açılma sesi duyuldu. Dört teker için de aynı işlemi yaklaşık yarımşar dakika yaptı ve ‘’gidebilirsiniz’’ dedi. Ben şaşkın şakın söyleniyorum tabi: Pürmüz bu haaaa???

Rahmetli babam evimizdeki sobayı çıra ile tutuşturmak için epey çaba harcardı. Sobaya konan odunların yaş olmasından mıdır, soba içine yerleştirme hatasından mıdır yoksa yaktığımız çıralı çam odunlarının tıkadığı soba borularından mıdır bilmem ama sobayı tutuşturmak için verdiği mücadeleyi hiç unutmam. Hatta çoğu kez sobadaki kömür ve odunları karıştırmak için kullandığımız demir parçası ile sobayı döverdi babam. Evimizdeki sobamız hiç ilk alındığı hali ile durmazdı salonumuzda. Hep bir tarafları yamuk olurdu soba ve borularının. Babamın bu mücadelesine sık sık tanık olduğumdan pürmüzü görür görmez bir tane de ben almalıyım diye kafama koymuştum. İlk Adana ziyaretime babama aldığım pürmüz ile gittim. Babamı görür görmez müjdeyi vermiştim: ‘’ Baba sana öyle bir hediye ile geldim ki, yıllardır çektiğin çile bitecek!’’ Onunda pürmüzü görünce ilk tepkisi benim gibi oldu. ‘’ Oğlum, bu evimizi yakmasın?’’ dedi. Ben de uygulamalı bir şekilde kendisine gösterdim. O günden sonra babam da, evdeki soba ve boruları da kurtuldu!

614 total views, 5 views today

Bir cevap yazın