İslam’ın Zafer Kürsüsü Ayasofya

Peygamber Efendimizin “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.” hadisine nail olabilmek için, tarih boyu birçok Allah dostu, Peygamber aşığı topluluklar, devletler bu güzel şehre fetihler düzenlemişlerdir. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in vefatından kısa bir süre sonra Ebû Eyyûb el Ensari (r.a) ile başlayan fetihler, Emeviler, Abbasiler zamanında devam etmiş, ve nihayetinde 1453’te Sultan Fatih Mehmet Han Hazretlerinin İstanbul’ u fethiyle son bulmuştur.

Sultan Fatih İstanbul’u fethinden sonra, Ayasofya’yı Camii olarak ibadete açmış ve Ayasofya Vakfiyesi altında şöyle bir yazı kaleme almıştır.

“İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren Vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camii’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar.

Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim diğiştirirse; Allah’ın, Peygamber’in, Meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslüman’ların edebiyen LANETİ ONUN VE ONLARIN ÜZERİNE OLSUN, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın.

Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır.

Allâh’ın azabı onlaradır.
Allâh işitendir, bilendir.

( Fatih Sultan Mehmet Han/ 1 Haziran 1453 )

Ayasofya ve bütün mabetler, İslam ümmetinin namusudur, şerefidir. Küresel güçler, onlar diyorlardı ki! ” Ayasofya’ya gideceyiz, Sultan Ahmet’e gideceyiz, orada ain yapacağız” İstiklal şairi Mehmet Akif’de ” Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli ” diyordu. Ayasofya açılacak ki, onun mimberinde ki, mihrabında ki, minaresinde ki, nâmahrem eller kırılacak.

O halde, ırkçılığı kabul etmeyen, ayrımcılığı kabul etmeyen, sömürüyü kabul etmeyen üstünlüğün sadece takvada olduğunu bildiren bir Peygamber’in ümmeti olarak, Türk’üyle, Kürd’üyle, Arab’ıyla, sen bucusun, ben bucuyum demeden bizlere düşen görev, her karışı şehit kanıyla yıkanmış olan bu topraklara, bu mabetlere ona, buna bakmadan sahip çıkmaktır.

Haydin o zaman, hep beraber Peygamber’in (s.a.s)’in hadisine nail olmuş, O’nun sahabesi Eyyûb El Ensari’nin ayak izlerinin olduğu İstanbul’ da, Sultan Fatih’in emaneti Ayasofya’ya sahip çıkmaya, orada Allah’u Ekber demeye gidelim.

256 total views, 2 views today

Bir cevap yazın