Farklı olmak meziyeti

“İkilik kinini içimden atıp,
Özde bir insan olmaya geldim.”

Toplum içerisinde farklı olmak, farklılığın farkında olmak, toplumsal bilincin oluşmasında en önemli kilometre taşlarından birisidir. Farklılık, toplum içerisinde sınıfsal veya siyasal başka bir ayrışmaya imkan vermeden zenginlik sayılmalıdır. Devletimizin zenginliği, yalnızca ekonomik veya siyasi zenginlikle ölçülemez. Toplumsal birlik ve beraberliğin de önemsenmesi gerekir. Bu topraklar nice büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Dolayısıyla bugün bu coğrafyada yaşayan insanlar, imparatorlukların ve ya devletlerin değil aynı zamanda kültürün de mirasçısı olarak bu birikimin hakkını vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün ortaya çıkışı, nefreti ve kini ‘Yunusça’ bir sevgiyle kurutmak şeklinde mümkündür.

Bağrından “Sevelim Sevilelim” diyerek gönüller yapmaya gelen bir Yunus çıkarmış bu medeniyetler beşiğinde kapımıza gelen mezhebi, etnik kökeni sorgulanmadan, kim olursa olsun Tanrı misafiri sayılmalıdır. Yurdumuzun atar damarlarına insan olmanın düsturu ile can suyu verilmeli, bu devirde düşüncesi, fikri, duruşu, konumu ve kişiliği itibariyle kimse toplumun dışına itilmemeli, ortak toplum değerleri etrafında birleşilmeli ve insan, insan olduğu için değerli sayılmalıdır.

İnsanlıktan Savrulduk Vicdanımız Köreldi

Kökleri aynı topraktan beslenmesine rağmen farklı olana tahammül gösteremiyor olmak insanlık ahlakının kabul edebileceği bir şey değildir. Gelecek günlerin getirdiklerini kendi toplumumuza göre şekillendiremeyişimiz ve Anadolu mayalanmasından geçiremediğimiz için geçmiş günlerin götürdüğüne hasret kalmış durumdayız. Farklılığın bu denli ötekileştirilmediği, herkesin birbirini tamamlayan bir parça olduğu, sokaktaki çocuklara kimin çocuğu olduğuna bakılmadan sahip çıkıldığı, yalanın riyanın insan ilişkilerine bulaşmadığı zamanları arar haldeyiz. Birbirimize bir selam vermekten, bir güleryüz göstermekten imtina eden koskoca bir yığın yarattık kendi içimizde. İnsanımız kendini kendi bünyesinde kaybetmiş, hayatın yoğunluğundan özüne dair bulanıklığa düşmüş, fikrini kendinden sonrakileri değil yalnızca kendini düşünmek üzere kurar hale gelmiştir. Bu toplumsal buhran ise ülkenin hemen her yerinde kendini göstermekte, toplumu ve insanı buna yönelik olarak dönüştürmekte ve bizleri çıkmaza sokmaktadır.

Kurtuluşun Anahtarı İnsandadır

İnsanımız, geçmiş günlerden bahsederken özlemle karışık bir buruklukla o günlerin samimiyetini arar vaziyette çıkış yolu bulmak istemektedir. Bu çıkış yolunda öne çıkan unsur, hayatta her şeyin ölçüsü olan insandır. Her şeyin düzelmesi için önce insanın kendi ruhunda ve fikrinde, yapacağı işlere yansıtması adına, düzeltmeye gidilmelidir . Bu şuur bulanıklığından çıkış için insani değerler yeniden hayatın olmazsa olmazı haline gelmelidir. İnsana insan olarak yaklaşılmalı, beni yaşatmazsan sen de yaşayamazsın düşüncesinin yerini “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” düşüncesi almalıdır.

111 total views, 1 views today

Bir cevap yazın