Bu da geçer ya hu

Bazen bir derdimiz olur deriz ki, ya hu bu dert hiç geçmeyecek. Bazen de, bir güzellik gelir, güzellik hiç bitmeyecek zannederiz.

Vaktin birinde bir padişah bunu farketmiş. Demiş ki, yahu öyle birşey olsun ki yanımda, bana her an hatırlatsın, çok böyle saltanata kaptırdığım vakit, bu saltanatında birgün gelip geçeceğini bileyim. Çok mahsun olduğumda, birşeyle dertlendiğimde, bu derdinde birgün gelip geçeceğinden haberdar olayım. Ne yapsak nasıl sağlarız, bir veziri efendim demiş, yüzük sürekli takıyorsunuz, o yüzüğe birşeyler yazdıralım, arada o yazıyı gördükce siz hem kederin gelip geçeceğini, hem saltanatın gelip geçeçeğini fark edin. Güzel, ne yazdıralım demiş padişah. Sormuşlar, soruşturmuşlar kim ne teklif getirdi isede padişahın kafasına yatmamış.

Bir derviş bunu duyunca bir mektup yazmış padişaha, demiş ki efendim yüzüğünüzün üzerine “bu da geçer ya hû” yazdırın demiş. Bu söz padişahın ilgisini çekmiş, çağırın bu dervişi demiş. Getirmişler dervişi huzura, niye demiş “bu da geçer ya hû” diye yazacağız demiş. Derviş tebessüm etmiş, efendim bunun uzun bir hikayesi var. Nedir. Anlat bakim demiş.

Vaktiyle, soğuk bir kış günü köyün birinden geçerken, konaklayacak bir yer aradım, dediler ki bizim burada bir Şakir ağa var, çok çömert bir adamdır, sen onun bir kapısını çal, Tanrı misafirin geri çevirmez. Gittim Şakir ağanın kapısını çaldım, sağolsun beni misafir etti, güzelce ağırladı, yedirdi, içirdi havalar düzelene kadar kaldım, ayrılırken Şakir ağaya bu kadar çok nimetin şükrünü unutma, dünyaya dalıp gitme dedim. Şakir ağa güldü, amaann “bu da geçer ya hû” dedi, eyvallah dedim ayrıldım.

Birkaç yıl sonra yolum yine aynı köye düştü, Şakir ağayı bir ziyaret edeyim vefadandır dedim. Evinin olduğu yere vardım, bir başkası var. Şakir ağayı sordum dediler ki bir sel geldi Şakir ağanın bütün malını talan etti,  beş parasız kaldı, şimdi şu çiftlikte çalışıyor dediler. O çiftliğe vardım, Şakir ağayı buldum, bir kulübede perişan bir halde, beni görünce oo kardeşim dedi aynı muhabbetle sarıldı,hasret giderdik. Ona biraz nasihat verdim, olur böyle fazla üzülme dedim, takma kafana dedim. Şakir ağa bilmem mi kardeşim “bu da geçer ya hu” dedi eyvallah dedim ayrıldım.

Bir kaç sene sonra yolum yine o köye düştü, vardım Şakir ağayı sordum, dediler ki, şu tepede ki köşkü görüyormusun, Şakir ağa orda oturuyor. Çıktım vardım selamlaştık, hayırdır Şakir ağa, ne oldu. Ya o yanında çalıştığım, adamcağız vefat etti, kimseside yoktu malı mülkü bana bıraktı, Allah nasib etti demiş. Maşallah demiş derviş memnun olmuş. Ama kafama takmıyorum, nasıl olsa buda geçecek, gülmüş derviş. Bu da geçer ya hû sözünü ben oradan öğrendim demiş, padişaha. Padişah merakla dinliyor.

Bir gün yine şakir ağanın köyüne yolum düşer, nerede Şakir ağa? Tepedeki mezarlığı gösterdiler, sizlere ömür, vefat etti. Gideyim de şu dostun mezarına bir Fatiha okuyayım. Gittim vardım baş ucuna, birde ne göreyim, mezarının taşına kocaman yazdırmış, ” Bu da geçer ya hu” hünkarım bende dedim ki onu görünce, ilahi Şakir ağa bunun neyi geçecek ölmüşsün dedim. Tebessüm ettim Fatiha okudum oradan ayrıldım.

Bir müddet sonra köye yolum düşen de, Şakir ağaya bir Fatiha okuyayım diye gittim ki, ne göreyim, bir sel gelmiş mezarının olduğu yeri dümdüz etmiş. O an anladım ki, bu da geçermiş sultanım, öyle deyince padişah, yazın demiş yüzüğe ” Bu da geçer ya hû”

Her kişinin değil, er kişinin harcıdır. Parmakta ki yüzüğe yazdırsak, bu da geçer ya hu diye, yüzüğü evde unuturuz, çıkartırız kalır, bununda geçeceğini unuturuz. Ama kalbimize bir serlevha olarak assak ve desek ki, “bu da geçer ya hû” ne külfet, sıkıntı verir isyana götürür adamı, ne de nimet şımarıklığa sebep olur, biliriz ki, buda geçecektir, ya hû…

“İstediğin olmuyor diye üzülme. Ya daha iyisi olur, ya da hayırlısı budur.”

HZ. MEVLANA

436 total views, 2 views today

Bir cevap yazın